Bazen şu nemli duvarlara bakıp asla gerçek olmayacak bir
hayale dalıp gittiğimi fark ediyorum. Görüyorum ki ne zaman huzurlu olacağıma
inansam kabus dolu geceler başlıyor. Uyandığımda uykumun tadını almadığımı,
alamadığımı fark ediyorum. Değer verdiğin insanların yokluğuyla sınanmak kasvet
gibi çöküyor insanın üzerine…
Kimine hak verirken kimine haksızlık ettiğimiz bu hayatta
başımızdan geçen, insanın üzerinde acı bir tecrübe olarak kalan bazı şeyler üst
üste binerek koca bir yük haline geliyor. İnsan dağı sırtında taşıyamaz bu
doğru fakat kahrını bir ömür taşıyabilir. Hüzün bazı insanların üzerine yapışmıştır,
en çok gülenler en çok ağlayanlardır. Kalabalıkta olanlar yalnızlığı en çok
sevenlerdir. Daima yanındayım diyenler sizden en çok kaçanlardır.
İnsanı bir roman olarak ele alırsak sayfa sayısı ortalama 60
civarıdır. Bu romanın ilk 20 sayfası çocukluğa ve geçmişe özlemle geçse de
sayfanın belli kısımları çevreye yapılan haksızlıklar ve bu haksızlıklar
karşısında ki geri dönüşlere belirsiz bir tutum sergileme gibi şeylerle doludur.
İlk 20 sayfadan sonra insanın hayatında pişmanlıklar baş göstermeye başlar.
Sayfaları yırtılamayacak kadar sağlam olan bu romandaki pişmanlıkların ne yazık
ki geri dönüşü yoktur. Bir sayfa sadece bir kez okunabilir. Tabii bu örnek bir
roman sadece…
Ben şimdi sayfalarımı karıştırdığımda şunu görüyorum; çok sevmişim, çok güvenmişim, çok kaybetmişim, az kazanmışım, çok yorulmuşum… Sayfalarım birçok romandan izler taşıyormuş ve fark ettim ki ben 1000 yaşındaymışım, 1000 sayfalık romanımın her bir kelimesi hüzünle kaplanmış, sayfalarım yıpranmış, son durak huzurun kendisi olmuş, huzur ölümmüş ve fark ettim de ben birçok insanı tamamen silmişim…